|

Ortak Akýl hareketi ve Ýlâhî mesajý doðru algýlama
Son zamanlarda, Türkiye’de zulüm ve baskýlara karþý çýkan, millete raðmen, millet üzerinde bir baský ve terör kurmak isteyenlere karþý duran, bu konuda kamuoyunu bilgilendiren “Orta Akýl” hareketi içerisinde bendenizin adýnýn da geçmesine, bazý zevat þaþýrmýþ, Ýslâm’ý anlamadýðýmý; bu harekete katýlmamla, “Hâkimiyet kayýtsýz þartsýz Allah’ýndýr” ilkesini çiðnediðim yollu ifadelerle bezenmiþ e-mail’lerle bizi uyarmak istemiþlerdir. Samimiyetlerinden, fakat ayný zamanda cehaletlerinden asla þüphe etmediðimiz bu zevata, hassasiyetlerinden dolayý teþekkür eder, bilmedikleri bazý hususlarý hatýrlatmak isterim. Þöyle ki: Öncelikle hatýrlatmak isteriz ki, bu kadar “Ýslâmî bir hassasiyet”e sahip iseniz; bana gönderdiðiniz mail’lerde, adýnýzý “Elvis”, ya da “Christian” olarak deðil, korkmadan, “Ahmed” “Mehmed”, “Hüseyin” vs. diye yazýn/yazabilin! Meðerki adýnýz gerçekten Elvis ya da Christian olsun! Allah(c.c), hâkimiyetini, insanlar vasýtasýyla kurar! Peygamberleri de bunun için gönderir! Hz. Peygamber(s.a.s)’in hayatýnda, bir “Hilfu’l-fudûl” hareketine katýlma olayý vardýr ki, bu hadiseyi çok iyi bilmemiz, özellikle günümüzde iyi deðerlendirmemiz gerekir. Onun için bu hadiseyi hatýrlatmakta yarar görüyoruz. “Hilfu’l-Fudûl” hadisesi þudur:
Hz. Peygamber Mekke’de yirmi yaþýný aþtýktan sonra Hilfu’l-Fudûl hadisesi olmuþtur ki bu, Mekke’deki kabile reislerinin Abdullah b. Cud’ân’ýn evinde toplanarak yaptýklarý antlaþmanýn adýdýr. Bu antlaþma yapýldýðý sýralarda, Mekke’nin hâkimi sayýlan Kureyþ Kabilesi, Mekke’ye gelen yabancýlara zulmediyordu. Hatta bazýlarý, gelen yabancý tüccarlarýn malýný alýyor, ücretini vermiyordu. Bir gün bu þekilde zulme uðrayan bir tüccar, dayanamayarak, Mekke’nin yüksek daðlarýndan biri olan Ebû Kubeys tepesine çýkmýþ, ve derdini dile getirmek için yüksek sesle þiirler söylemiþ; bu þiirlerinde, Kâbe’nin gölgesinde kendisine haksýzlýk/zulüm yapýldýðýný ilân etmiþ ve Mekke ileri gelenlerine tesir etmek istemiþtir. Nitekim bunun neticesini de almýþ; ve Mekkeliler, yukarýda belirttiðimiz gibi, toplanarak, bundan böyle hiç kimseye zulmedilmemesini ve zulme uðrayanlarýn haklarýnýn aranacaðýna dair yemin ederek anlaþmýþlardýr ki, buna “Hilfu’l-Fudûl”(Faziletlilerin yemini” denir[1]. Hilfu’l-Fudûl hadisesini, bugün dünyanýn deðiþik yerlerinde insanlara yapýlan zulmü önlemek için, insan haklarýný korumaya yönelik yapýlan sivil faaliyetlere benzetebiliriz. Bir farkla ki, Mekke’de aktolunmuþ olan Hilfu’l-Fudul’un, göreceli de olsa büyük bir yaptýrým gücü vardý. Göreceli diyoruz; çünkü zaman zaman bu antlaþmayý ihlâl edenler oluyordu. Bunlar, özellikle tarihin her döneminde benzerlerine rastlanan, toplumun menfi tipleri, zorbalarý, çeteleri, para babalarýydý. Meselâ Ebû Cehil, devlete sýrtýný dayadýðý için, bu kuralý tanýmayan, ve Mekke’ye gelen yabancýlara zulmeden bir adamdý[2]. Günümüz Hilfu’l-fudullarý’nýn ise, rejimler ve sistemler deðiþtiðinden, fazla bir etkisi yoktur. Ve maalesef çoðu kez bu faaliyetler, folklor olmaktan öteye gidememektedirler. Ama etkinlikleri göreceli bile olsa, bu gibi, insan haklarýný koruyan hareketlere destek vermek gerekir ki bu, Resûlullah(s.a.s)’in sünnetidir. Kaldý ki, zulme karþý çýkan bir hareketi desteklememek, hele hele kösteklemek, Ýslâm ilkelerine karþý çýkmak, Ýslâm’ý bize teblið etmiþ olan Hz. Muhammed(s.a.s)’i anlamamak demektir! Allah, “zalimlere meyletmeyiniz” emrini veriyor! Bilelim ki kuru sloganlarla Allah’ýn yeryüzünde var olmasý gereken hâkimiyetini kurmak mümkün deðildir. Ýslâmî tebliðin mantýðýný, sloganlarda deðil, Allah’ýn Kitabý’nda, Resûlullah(s.a.s)’in Sünneti’nde aramak gerekir! Nitekim, asýrlar öncesinden Mekke’deki bu önemli toplantýya iþtirak edip onay veren Hz. Muhammed(s.a.s), Peygamber olduktan sonra da þöyle buyurmuþtur: “Ben Abdullah b. Cud’â’nýn evinde yapýlan Hilfu’l-Fudul’a iþtirak ettim. Ýslâm geldikten sonra da çaðrýlsam yine iþtirak ederdim”[3]. Kaldý ki Hilfu’l-Fudûl hareketi, Cahiliye dönemine ait bir hareketti!
[1] Fazla bilgi için bak. Ýbn Hiþam, Sîre. I, 133. [2] Ayrýntýlar için bk. Ýbn Hiþam, Sire, I, 390. [3] Ýbn Hiþam. a.g.e., I, 134; Ya’kubî, Tarih, II,17.
| Yorum () >> |
 |
|